6 MÜNACAT/LAR

 

MÜNACAT 1 :

Yâ İlahî !

Nasıl bir kırıma uğradığımı görüyorsun..

İçimin dolmadan nasıl boşaltıldığını da…

Yolumun haramiler tarafından nasıl kesildiğini..

Vehim dağlarından düşen kayaların fehmimin dar geçitlerini nasıl kapadığını da…

Ruhumun nasıl köşe bucak taciz edildiğini de biliyorsun..

Hiç beklemediğim zamanlarda nasıl baskınlar yediğimi de ..

İki lafı bir araya getirip sana nasıl seslemediğimi..

Eman dilemekte nasıl şaşırıp kaldığımı da..

Nasıl korktuğumu ..

Elimden kaçan pişmanlıklarımı ..

Gün yüzü görmemiş gözyaşlarımın nasıl doğman kirpiklerimde öldüğünü de görüyorsun…

Omuzuma astığım hayal heybemin kucağının hep nasıl boş kaldığını da biliyorsun…

Sanki ab-ı hayatı yedi kat yerin altına gömülmüş , nefesi daha ilk arşında kesilmiş bîçareliğimde sana aşikâr…

Tükendiğimi en iyi sen biliyorsun..

Her gün biraz biraz daha eriyip bittiğimi de…

Gönül bahçelerinde istenmediğimi, dost sofralarına nasıl davet edilmediğimi, bir rüya penceresi olsun sevgilinin yurduna nasıl açılmadığını ..o seher yellerinin , bülbül ve güllerinin hiçbir sabahımda bana şakımadığını , salınıp gelen kokular taşımadığını da…

Buna dayanmak zor..

Kalbimin işgal edilmiş yerinde kurulan lanetli otağın saçtığı zehrin buhurundan aklımın tutsaklığına şahit olmak.. vicdanımın canına ot tıkayan zafer çığlıklarına katlanmakta…

Umud denilen helalimin mihrini verememenin kederi de yıkıcı ve ezici…

Kalabalıklar içinde kaybolmak bu olsa gerek………….

“Bana ne oldu” diyemeyeceğim ..bana o kadar çok şey oldu ki hangi birini söyleyeyim…

Bir tebessüm seğirtisinin yüzümde nasıl birden donduğunu..

Bin bir perdenin arasından elime düşen güzellik gölgelerinin nasıl hunharca yağmalandığını..

Boynumdaki yağlı ilmeğin her an beni meşum bir dehlize nasıl çektiğini görüyorsun…

Kuşatma altında olduğumu en iyi sen biliyorsun…

Gönül kilerimin nasıl bî-erzâk kaldığını ..

Yardımcı kuvvetlerin tipiye yakalanıp nasıl gelemediğini..

“Yettim”, “yetiştim” diye hiçbir sesin nasıl duyulmadığını..

Nasıl arkamdan “buradayım” diye kimsenin bağırmadığını..

Her çaldığım kapının sessizce nasıl üstüme kapandığını..

Birkaç satırlık teselli mektuplarına nasıl sarıldığımı..

Sonra görünmeyen bir elin nasıl gelip kollarımı gevşetip beni bir çukura gömdüğünü de biliyorsun…

Kendimden yorulduğumu..

Tek başına yürüyemeyeceğimi..

Bencileyin hiç bir düğümü çözemeyeceğimi..

Bir şeyleri anlamak ve yaşamak için takatimin kalmadığını..

İyi niyetli olup olmadığımı yine en iyi sen biliyorsun…

Burası benim artık bir adım bile atamayacağım yer..

Bu çizgiyi ben kendimle geçemem..

Beni yutan bu kara delikten ben kendi kendime çıkamam…

Ve bu sefaletimden başka sana sunabilecek hiçbir şeyim yok…

Ve benim senden başka hiç kimsem yok..

Ve beni bu düşkünlüğümle senden başka hiç kimse kabullenemez..

Çünkü kimse onun üzerine ,üzerimde taşıdığım kirlerden bulaştırmamı istemez..

Sen münezzehsin..

Hiçbir çirkinlik ve fenalık sana ulaşamaz..

Hiçbir şey sana fayda ve zarar veremez..

Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan sensin...

Ve sen sahibimsin…

Efendimsin, kölenim…

Sana layık olamadığım bir gerçek..

Huzurundan kaçtığımda…

Defalarca beni çöllerden toplayıp açlığımı, susuzluğumu, sensizliğimi giderdiğinde gerçek..

Sonsuz merhamet sahibi olduğunda bir hakikat..

Senden başka dönülecek bir yerin de olmadığı doğru..

Senden başka yaraları sarabilecek olan da yok..

Şefî de sensin ve kim olursa olsun onun destinde olan yed de senin…

Hâdî, Muğîs, Muîn de ancak sensin…

Bütün kilitler senin iradenle , ol demenle açılır..

Eğer beni bağışlarsan her şey düzelir..

Bağışla lütfen…

Çok sevinirim..

Ve sen sevindirmeyi seversin…....

*Keşke içimde çoşar bir duygu ile sana bazı tahiyyeler verebilseydim.* .

*Körük gibi kalkıp inen göğsümden mahfi bir sada ile adını inleyebilseydim.* .

*Keşke hıçkırıklarım genzimde tutunamayıp kendilerini ifşa etseydi.* .

*Keşke soluk soluğa sırrıma mıhladığın sevi mührünü kemal-i edeple önünde öpebilseydim…*

*Boynumun vurulması uğruna o şarab-ı mukaddesi bir lahuti cezbe ile kana kana bab-ı cemal semâ’ında içebilseydim…*

*Keşke her şeyi unutup hiç eşiğinden ayrılmamış olmanın neşesiyle kendimden geçebilseydim…*

*Keşke….......*

Sana zor yok ey eşsiz güzellik..

Sana zor yok her şeyin hüsnü kaşısında eriyip, celali karşısında titrediği…

Beni benim zavallılığım için bağışla..

Benim kimsesizliğime  acıyıp dost âgûşunu aç..

Beni göz açıp kapayıncaya kadar benimle baş başa bırakma..bir çocukla ilgilendiğin merhametinle benimle ilgilen…

Benim senden başka sığınacak kimsem yok..

Sen beni kabul etmezsen kıyametim kopar..

İnanıyorum ki sen bunu istemezsin..

Yok olup gitmemi , bu pejmürde halimle sürünüp rezil rüsva olmamı da istemezsin…

İsyanlarımı , firarlarımı, nankörlüklerimi, taşkınlıklarımı, bedbinliklerini , yüzsüzlüklerimi , kabalıklarımı , şükürsüzlüğümü , düşüncesizliğimi , türlü cürümlerimi bağışla…

Nedameti mi biliyorsun..

Senden ayrı düşmenin cehennemimde nasıl yandığımı da..

Nasıl hamisiz bir şekilde hayat tünellerde kıvrandığımı da..

Her şeyin anlamını nasıl yitirdiğini..

Emellerimin beni nasıl terk ettiğini,

Cephemde asılı terzil yaftasının bende hiçbir tutamak bırakmadığını görüyorsun..

Halimle, kalimle itiraf ettiğim çaresizliğimi en iyi sen biliyorsun..

Beni böyle naçar koyma..

Ne olur beni yüz sürdüğüm eşiğinden geri çevirme..

Boğucu zulmet zindanlarına döndürme..

Zalim avcıların tuzaklarına düşürme

Kar ve dolu suları ile kalbimi  yıka..

Fıtrat kâbemi teveccühünle abad et…

Muhtaç olduğum harem-i hizmetine bende kıl…

Ne olur hatalarımdan geç de sakın benden geçme..

Yâ Hûuu!

Yâ zelcelâli ve'l-ikrâm ……

Âmîn.. Âmîn.. Âmîn…

….

 

MÜNACAT 2:

 

E‘ûzu billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm..

Bismillâhirrahmânirrahîm…

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn………….

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm ..

 

Ey kullarını dünya ve ahirette günahları yüzünden rezil etmeyen onların kusurat ve kabahatlarını  örtüp gizleyen.. cezalandırmayan , mağfiret ediciliği ileri seviyede bulunan Gafûr :

 

Gizli açık günahlarımı , su-i zanlarım , yanlış mübaşetlerim ,kabiliyetsizliklerimle düştüğüm belaların hükümlerini , bilerek ve bilmeyerek sırtıma yüklendiğim günahlarımı , isteyerek veya iltibas ile boynuma asılan veballerimi mağfiret eyle… Tümünden pişman olduğum bu kokuşmuşluğun ağır butlanından , aklıma , kalbime verdiği sıkıntıdan, ruhumda oluşturduğu darlıktan sana sığınıyor ve ;

 

“ Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe'l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye'l-Kayyûm ve etûbu ileyh” (Azamet sahibi, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyin sahibi olan Allah'tan af diler ve ona tövbe ederim.) …… diyorum…

 

Ey kullarının seyyiatlarından tekrar tekrar geçen Ğaffar:

 

Müteaddit defa düştüğüm seyyiat çukurlarından beni çıkartıp, huzuruna gelmeme izin veren sensin.. umutsuzluğa düştüğüm kendimden yıldığım zamanlarda içime doğdurduğun ümit ışığı ile yönelişimi karşılayan senin tükenmez affediciliğin ile ilgili ihsas ettiğin histir… cürümlerimi setretmekten usanmayan .. kullarından kolayına vaz geçmeyen sensin…bu baha biçilmez ilgine ciddiyetle karşılık vermediğimden, zaaflarıma yenilip pest ahlaklarla düşkünlük gösterdiğimden dolayı çokça bağışlayıcı olduğun inayete kaçıyor ve bir kez daha yüzümü kapkara yapan kalbimi siyah noktalara boğan günahlarımın öldürücü şerrinden sana sığınıyor ve:

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe'l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye'l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey acıyıp bağışlaması her şeyi kuşatmış olan Rahmân:

 

Senin rahmetin benimde melceim ve halâskarımdır…Recam’ın nefes aldığı liman senin Rahmet limanındır…Tükenmişliğimin yakıcı ateşini serinleten , başımdaki dumanlı kaybolmuşluğu selamete çıkarmasını intizar ile yollarına baktığım yine senin rahmet tecellilerindir….. Senin tün yarattıklarını ihata eden rahmetine gösterdiğim vefasızlığı, saygısızlığı, görmeden gelmişliğimi affet… öz irademe teslim ile tevdi ettiğin kendime  zulm ettiğim için beni bağışla....nefsimdeki menfi temayüllerin önünü kesme konusunda düştüğüm ataleti , hislerimi istila eden müptelalıkların önünü açmamı , ellerimle kendim için hazırladığım tuzakları , şeytanın bana kolayca erişmesi için beni ona yaklaştıran sinsi düşkünlüklerimi affetmeni istiyor ve bütün varlığım ve de pişmanlıklarımla :

 

“ Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey engin merhamet sahibi Rahîm..

 

Senin merhametin zavallı kalbimin en büyük tesellisidir…günahlarımdan dolayı başıma yıkılan enkazın altından sesimi ulaştırmama cesaret veren de yine senin sonsuz merhametindir…Dünya ve ahiret alemlerinde ve tüm menzillerinden ihtiyaç duyduğum ve duyacağım hacetlerimi bana ulaştıracak ve korktuklarımdan emin edecek olan da senin merhametindir…Kulun olmaktan ve sana ait olmaktan başka elimde hiç bir şey yok ..dönüşümü , ümidimi , senden olan intizarlarımı kabul eyle… Ve beni senden uzaklaştıran ,ayağıma dolaşan , latifelerimi kör edip sersemleştiren , masiva ile meşgul edip canıma yanlızlık ..kimsesizlik.. hamisizlik otunu tıkayıp ateşe vererek ruhumu boğduran her türlü seyyiatımı bağışlamanı , din gününün dehşetinden , kabir ve cehennem azabının kahredici şerrinden  beni azat  etmeni diliyor ve :

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyorum…

 

Ey kullarını tövbeye muvaffak kılan ve tövbelerini kabul eden Tevvâb..

 

Sana yönelmek, huzurunda hatalarımı itiraf edebilmek senin lütfundandır... Unuttuğum günahlarımı bana hatırlatıp beni hacalet içine çekerek utanç dolu yüzleşmelere beni muvaffak kılman ..ancak senin beni affetmek için açtığın gösterdiğin bir sakınmanın eseridir…

Günahlarımdan gözlerimin yaşarması , kalbinin ezilmesi  ,başımın ağırması, duygularımın allak bullak olup dilimin; aman Yâ Rabbi! Aman Yâ Rabbi diye oradan oraya mağfiret için telaşlanıp koşuşturması ancak senin lütfundandır….çünkü günahlarımı senden başkası affedemez.. ve sen merhamet edip kusurlarımı bağışlamaz isen hiçbir şeyin bana bir faydası olamaz… bundan anlıyorum ki, içimi dışıma çıkararak beni tüm ağırlıklarımdan kurtarmak istiyorsun… bu nedenle çirkin günahlarımla hesaplaşmak acıda olsa bunu büyük bir sevinçle kabul ediyorum… vermek istemeseydi istemek vermezdi fehvasınca; “affedecek olmasaydı” hatırlatmazdı diye teselli ve umut buluyorum…

Bu nedenle huzurunda iki büklüm olup tek tek tüm günahlarımı itiraf ediyorum ki, affına mazhar olayım.. hiç bir şeyi gizlemeye çalışmayayım ki şeytan bende işleyecek bir şantaj madeni bulmuş olmasın…tüm düşkünlüklerimi, fena meyillerimi, ifrat ve tefrit hallerimi, mağlubiyetlerimi, istismara açık yanlarımı, kötü düşünce ve hayallerimi , kaybettiğim iyimserliğimi, tevekkülsüz gafletimi , haddi aşan titizlik ve tedbirlerimi , vazife sizlikle neden olduğum zararları , neden olduğum olumsuzlukları, başkasını uğrattığım kayıpları , vefasızlıklarımı , yaptığım haksızlıkları gözümün önüne getiriyor ve büyük bir nedametle:

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” … diyorum…

 

Ey ibadına hadsiz derecede şefkat gösteren Raûf…

 

Her şeyin bittiğini vehm ettiğim zamanda kalbime telkin olunan senin şefkatindir…Hayat serüvenime baktığımda girdiğim berzah ve mahdut tünellerden beni çıkarıp zorluk hendeklerini atlatan..her sıkıştığımda yanı başımda olan..vesileler, sebepler ve nedenler diliyle benimle konuşup başımı okşayan senin sonsuz şefkatindir…Her yoldan çıkışımda elimden tutup beni emin bir yere bırakan ve gözeten sensin…Tüm bu iyiliklerine, ihsan ve ikramına karşı asi oluşumu bağışla… Ve beni ne olursa olsun bu hadsiz şefkatinden mahrum etme…ben ancak senin kulunum ve senden başka bana kimse senin gibi şefkat ve merhamet edemez… Yüzümü ,kalbimi, ruhumu ,vicdanımı ve tüm duygu ve düşüncelerimi yıpranmışlığı, kirlenmişliği, kırılmışlığı ile şefkatinin önüne seriyor ve :

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh ” …diyorum…

 

Ey hiçbir sorumluluk kalmayacak , hiçbir iz bırakmayacak şekilde günahları affeden Afüvv..

 

Beni üzerimde hiçbir günahın izi kalmayacak şekilde affeyle…Günahlarımdan neşet eden hastalıkların istilasından ve iptilasından koruyuver..

Hududu aşmış olmamın , şımarıklık ve hadsizliğin istidatlarıma yüklediği vebalin külfetinden hakikatimi kurtar…

Dilimle, elimle , niyetlerimle ortaya çıkardığım ve faili olduğum tüm çirkinlikleri meccanen temizleyip benden uzaklaştır…

Günahlarıma şahit olan ve işleyen tüm azalarımı   seyyiatlarımın pasından kirinden arındır…

Suç ortağı olduğum cürümleri bir daha hesabı görülmeyecek şekilde bağışla…

Mazimden gelen , iradem haricinden letaifime bulaşmış, adeta miras gibi kucağımda bulduğum ve sanki doğal akış gibi görüp sürdürerek bugüne taşıdığım tüm manevi sıkleti üzerimden kaldır…

İnsaniyetimin önüne engel olarak duran , gelişimime mani olan, hikmetten ..anlayıştan.. kavrayıştan

İz’andan ..hakkı kabul edip yaşamaktan .. kötülü engelleyip iyiliği yaymaktan ..marazatı celb edip afiyeti def eden..  ünsiyetten beri tutup mevcudat ve masnuata karşı yabancı kılan ve fıtratımda derç edilmiş tüm kemalâttan beni mahrum eden görünen görünmeyen , bilinen bilinmeyen, hatırlanan hatırlanmayan, anlaşılan anlaşılamayan her ne kadar hastalık, kalıntı, hata, kusur günahım varsa hepsini benden uzaklaştırmanı yalvarıyor ve; 

 

“Estağfirullâh. Estağfirullâh. Estağfirullâhe’l-‘azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûm ve etûbu ileyh” …diyerek sana iltica ediyorum…

 

Yâ Allah .. Yâ Allah .. Yâ Allah...Yâ rabbe's-semâvâti ve'l-ard, yâ zelcelâli ve'l-ikrâm…

 

Senin kullarına en büyük ihsanın onları bağışlamandır..

Çünkü insan zalim ve cahil olduğu cihetle ihanete açık ve de nisyana müpteladır…

Düşmanı kendi içinde severek beslediği gibi harici adavetlerinde hedefindedir..

Meyilleri ve mahiyetinde olan zaaf ve aczi onu birçok hataya duçar etmektedir..

Ve önünde iki yol ve iki dehşetli akıbet onu hayat kitabına yazdırdıkları ile birlikte ya saadet ya da felaket için beklemektedir…

Bu durumda olan bir kulun senin rahmetinden , merhametinden ve affediciliğinden başka ne umudu olabilir…

Onu bekleyen akıbetin mutluluk kısmını kimse veremeyeceği gibi itap kısmını kim durdurabilir…

Allah’ım ne benim ne de diğer kullarının senden başka ne sığınacak bir yeri ne de senden çalabileceği bir başka kapı var…

Bizim tek varlığımız ve zenginliğimiz sensin…

Eğer sen beni affetmezsen ben sadece bir ebedi hayatın keyfiyetini kaybetmiş olmam ;

Ben seni kaybetmiş, iltifatını kaçırmış olmanın çıldırtan karanlığında ve sonsuz azabı içinde kalırım…

Bu azap yedi cehenneminden büyük olan bir cehennemdir…

Ben bunun yandırıcı , yok edici, bitmeyen azabının dehşetinden bir kuş yavrusu gibi senin merhametine sığınırım…

Yâ Rabbi ! Ben ümmet-i Muhammed’indenim..

Benim bağışlarsan Raûf ve Rahîm isminle andığın habibin çok sevinir…

Hem benim hilkatimde ve kalbimde ondan bir nur da var…

Ve sen “ ……….. sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir ……buyurdun………. Yâ İlahî! İşte o sevgili habin A.S.M  âtân ile içimizde ve ben ve biz sana istiğfar ediyoruz:

 

“ Allâhümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vâ’dike mesteda’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebû ü leke bi-ni’metike aleyye ve ebû ü bi zenbî fağfirlî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente .”………. (“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.”)

..

Âmîn..Âmîn..Âmîn....

 

MÜNACAT 3 :

 

E‘ûzu billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm..

Bismillâhirrahmânirrahîm…

Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn………….

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm ..

 

Ya Rabbi!

 

Yunus A.S denize atıldığında nasıl büyük bir balık gelip onu yuttu ise, düştüğüm gaflet denizindeki heva-i nefs balığı beni yuttu…

 

Nasıl ki, deniz, gece, dalgalar ve balık ittihat edip onun harabiyeti için vaziyet aldı ise, zamanın istila eden iptila şartları , görenek, gelenek, umumun iştirak ettiği medeniyet fanteziyeleri, dikkati çeken malayani illüzyonlar , menfi meyillerin getirdiği ruhi inkibaz halleri, hayatımın merkezine çöreklenmiş faydasız işler , ferasetimin hastalığı, idrakimin küsufu nedeniyle ileriyi göremeyen basiret marazının  tedenni ve  fena ile yaptığı işbirliği beni boğmaya başladı…

 

Aynı Yusuf A.S için o anda nasıl esbab bi’l-külliye sukut etti ise, benimde iradem söndü.. ihtiyarım selbedildi.. olumlu ,yapıcı duygularım tesellisini yitirdi ..zavallı kalbimin sesi kesildi..seninle nefes alan vicdanım elemler içinde kaldı.. nurundan karanlığa tedenni eden ruhum sersemleşti..  desise ve vesveselerin acımasız saldırıları devam edip daha da parçalanmamı sağlamak için durmadan çalışıyor..bu nedenle muhakeme ve muvazenem de hummalı bir musibete tutuldu…

 

Kendime yönelik çaresizlik her yerimi sardı.. İçin için bağırmalarım sanki kasavetle karşılık buluyor.. korkularım beni hiçbir şey yokmuş gibi davranma ahmaklığına doğru kamçılıyor.. eğer devekuşu gibi başımı kuma sokar , akılsız acemeler gibi bana ne olduğunu intikal edemez isem kaçınılmaz kötü bir son beni bekliyor olacak.

 

Adeta bir direğe hareketsiz bağlanmış gibiyim..

 

Yunus A.S bu durumda iken belki son mecaliyle:  Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn… "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden (kendine haksızlık edenlerden) oldum." Diyerek senin merhametini üzerine celp etti..

 

Sen onun nidasına cevap verişindeki gerekçeyi söyle söyledin:  Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı………….. Biz de duâsını kabul ile icabet ettik de kendisini gamdan kurtardık ve işte mü'minleri böyle kurtarırız………..dedin…

 

O senin birliğinin ,senden başka bir ilah olmayışının , sebeplerin ve hadiselerin senin kudret elin, iraden  ve emrinle gerçekleştiğine yönelik bilincin, tüm noksan sıfatlardan münezzeh oluşunun , yaptığın her işte bir hikmet ve rahmet eseri bulunuşunun, her şeyi bilici ve görücü oluşunun farkında ve yakininde olmakla birlikte;  nefsin hilesinin, oyunlarının, telkinlere kapılıp aldana bilen , acele hareket eden, meşakkatten kaçan ,sorumluluk almak istemeyen, peşinci ve sabırsızlığı hakkındaki kabulünü ve onu dinlemek suretiyle içine girdiği girdaptaki nedenin kendisi olduğu itirafı da yapmıştı..

 

İrade-i cüziyesi ile kendi nefsi hakkında verdirdiği hükmün tüm ağırlığını sonuçları ile birlikte hiçbir mazeret üretmeden uhdesine almıştı.

 

Senin kaderini, işlettirdiğin sistemini, sebep sonuç ilişkilerine yönelik çıktılardaki planlayıcı ve uygulayıcı iradenin cezai karşılığını tıpkı Adem A.S gibi “...Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”.. durumunu sindirerek ilahi takdirine ram olmuştu…

 

Ve sen bu şuurlu ikrardan , Rahmaniyetin , Merhametin ile birlikte Vefan ile razı oldun…Çünkü habibin A.S.M ‘ın : "Bolluk ve rahatlık zamanında Allah'ı tanı ki, zorluk ve sıkıntı anında O da seni tanısın" söylediği  ve senin “yalnız beni anın ki ben de sizi anayım” dediğin üzere bir icap gerçekleşti…..Yunus peygamberin A:S seni daimi anması onun hakkında bir kurtuluş liyakatını da getirmiş oldu…

 

Burada anlaşılan sen mutlak ve kavi bir imandan , ihlaslı bir yakarıştan, mutlak bir teslimiyetten, marifetli bir umuddan , salih amellerin çokluğundan , ahde vefalı -sadakatli bir kulluk ile imdat dileyen, medet isteyen, kusurunu önünde tüm samimiyeti ile itiraf eden ibadından razısın.. bu rızan senin necat emrinin süratini iktiza ediyor.. tüm kötü gidişatın abus yüzünü mütebessim şefkatli bir sima-i maneviye çeviriyor…

 

Bu nedenle   “doğrudan ilahi nazarın ve kudretinin temas etmesiyle”     birdenbire geceyi, denizi ve hutu ona musahhar ettin..

 

O nur-u tevhid ile (   bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî her şey senin  kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradenle olduğuna kat’î iman ettiği ; ve mülkünde hiçbir şerikinin olmadığına ve Lâ ilâhe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerini kalben tasdiki.. müsebbibü’l-esbab olarak yalnızca seni bildiği..bu azim tecelli içinde rahmetinin birlik ve yakınlık penceresinden ona medet verdiğini..şah damarından karip, kalbinin en gizli hatıratına muttali olduğunu.. gücünün her şeye yettiğini, kün emrine malikiyetini ..rahmetinin kuşatıcılığını, merhamet ve şefkatinin enginliğine olan itimadından medet alan huzur.. hal ışığı  ve şuur aydınlığı  ile ….)     hutun karnını bir tahte’l-bahir gemisi hükmüne getirdin..

 

Ve zelzeleli dağvari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı yaptın..

 

Yine o tevhid nuru ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lamba gibi başı üstünde bulundurdun..

 

Yine o nur ile her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlukat,…….  "….bizden tevahhuş etme. Hareketlerimizden korkma. Hepimiz bir Hâlıkın memurlarıyız" diye, me'nus ve emniyet verici sesleri kalben işittirip……..   her cihette ona dostluk yüzünü gösterdi..

 

Yine  nur ile Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti…

 

Bu ne kutlu ve büyük saadet ve sen ne kadar yakın ,latif ,hakîm ve rahimsin…

 

Ya Rabbi ! Bende senin bu eşşiz refet’inden nasiplenmek ve rızıklanmak istiyorum..

 

Beni yutup ebedi hayatıma kast eden bu zararlı düşmanın tehlikesinden beni sürüklemesinden , yeis zindanına atıp umudumu kırmasından, beni uyuşturup dünyevi ve zararlı arzularını gerçekleştirmek için kullanmasından sana sığınıyorum…

 

Bende Hazret-i Yunus aleyhisselâma iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbibü’l-esbab olan sen Rabb’ime iltica edip; kusurlarımı , umarsız gafletimi, hevalarımın kördüğümlerini , kendimle baş edemeyişimi ,emrine itaatsizliğimin zararlarını , firarlarımı , sevimsiz inatlarımı , kör hissiyatımın bayıcı ufunetini , lakayıtlıklarımı ,aymazlıklarımı , azgınlıklarımı ,  iyi ve kötüyü tefrik edemeyen cahilliklerimi , kanayan yaralarımı gül goncası görmelerimi , ebedi hayatıma kast eden düşmanlarımı dost sanmalarımı , ahbaplar meclisinde ortaya koyduğum şımarık bozgunculuklarımı, gereksiz vaveylalarımı , kendimi bir şey zannedip kustuğum tekebbürlerimi , dilimden düşürmediğim tekeffüllerimi, riyadan ucpdan üzerine sinmiş kirleri , kendimi satmak için sergilediğim düşkünlükleri , kuşku nöbetlerimi ,gabiliklerimi, affedici olmayışımı ,kindarlığımı, cimriliğimi , öfkemi , kuruntularımı , kovulmuş şeytana kulak verişlerimi , haset bulaşmış gözlerimi , tahammülsüzlük karışmış tavırlarımı , her şeyin kötüsünü düşünmek saplantılarımı , teveccüh ettiğim her güzelliğe bir çirkinlik bulup yapıştırmalarımı , gönlümü daraltışımı, vicdanımız azap içinde bırakışımı ,latifelerimi küstürüşümü kendi kendime kurduğum tuzaklarımı son nefesim gibi bir solukta itiraf ediyor……      Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn…  "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü noksanlıktan/eksiklikten tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden (emrine inkiyad etmeyerek , kendime karşı olan sorumluluklarımı yerine getirmeyerek , hakikatimin yüzünü hakka çevirmekte gafil davranarak , irade ve ihtiyarıma emaneten teslim ettiğin tercih etme özgürlüğümü menfi yönde kullanarak kendine haksızlık edenlerden) oldum." Diyerek nazar-ı merhametini üzerime çekmeyi diliyorum…..  Tâ ki rahmetin yetişsin…beni de kurtarsın…

 

Çünkü Hâlık-ı semavat ve arz olan senden  başka hangi sebep var ki en ince ve en gizli hatırat-ı kalbimi bilecek ve benim  için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvacından kurtaracak?  Hâşâ, sen Zat-ı Vâcibü’l-vücud’dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette senin  izin ve iraden olmadan imdat edemez ve halâskâr olamaz…

 

Yâ Rabbi !  Aleyhimde ittifak eden mazarratı ancak sen def edebilirsin…

Benim ve sevdiklerim için hem dünya hem ahirette güzel bir geleceği sen hazırlayabilir ve verebilirsin…

Ve korktuklarımdan ancak beni sen koruyabilir ve belalardan sen sakınabilirsin…

Hastalıklarıma sen şifa verebilir, ihtiyaçlarıma sen kâfi gelebilirsin…

Beni benim cahilliğime , düşkünlüğüme , beceriksizliğime terk etme..

İtirafımı , aczimi, fakrımı , hayatıma karşı olan güçsüzlüğümü kabul et…

Verdiğin emanetleri kollayamadığım için beni bağışla..

Yaratılışımdan maksut olan neticeyi veremediğimden dolayı beni affet..

Marziyatını gerçekleştirme , yalnızca seni hoşnut etme gayesini hatırımdan çıkartıp , kendi arzularımın peşinden gidişimin yönünü rızanı kazanma idrakine çevir..

Beni uyumlu kıl ..bozgunculardan fesat çıkartıcılardan vefasızlardan yapma..

İnsanda görmeyi en çok sevdiğin merhamet ve cömertlik hasletini bana lütfet..

İbadetlerimi şuurlandır , kulluğumu kolaylıklarla ihsanlarınla zenginleştir..

Takatim yetmeyen , ulaşamadığım hayırları ve güzellikleri bana yaklaştır…

Bende istemediğin ne varsa onları benden meccanen uzaklaştır…

Benim Mabud’um, Rabb’im, melceim, halâskârım, maksudum umum kâinat kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyarat dahi taht-ı emrinde olan sensin…ben senin abd-i acizinim….

 

Ya Rabbi!  Yunus Aleyhisselâmın münacatına ve efendimizin A.S.M bu münacat hakkındaki tergibatına iktida ve istinaden ;    Vücudumum tüm zerratı ve mahiyetimin tüm hakikatiyle Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn diyor… alem-i faniden alem-i bakiye kadar her neye ihtiyacım var ise onları ;……… kendim ,sevdiklerim , kardeşlerim , muhabbet ve ilgiyle alakadar olduklarım ve ümmet-i Muhammed ‘in mazlumları , muhtaçları , kaybolmuşları , seni arayanları , pişmanları , iman evine dönmek için dolanan şaşkınları , günah çukurlarından çıkmak uğruna çırpınıp kan ter içinde kalanlar  için  nazar-ı merhametinin aṭā' ve  i'ṭā'sından yalvarıyorum…

 

Matlubum olan mağfireti lütfedersen benim ve bizim için ebedi bayram olur.. hem Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin…

Ne olur Affet !....Âmîn..Âmîn..Âmîn…


MÜNACAT 4 :

 

Allah'ım asi kullarını , iki yüzlü riyakarları , yer yüzünde fesat çıkaran fasıkları , münafıklık yapanları ve senin icrat-ı rububiyetini ve mutlak hakimiyeti inkâr eden kâfirleri cehennemle cezalandıracağını söylüyorsun….bu yakıcı sonu kendi elleriyle, dilleriyle, niyetleri ile hazırladıklarını beyan ediyorsun..

 

Bu şiddetli tehdit ve akibetin zerre kadar bana temas etmesinden , bu su-i ahlak ve bozuk seciyeden huy kapmış olmaktan , çeşitli sebeplerle etkilenip bu ahlak-ı rezilenin zerk ettiği  menfur duygu ve düşünleri taşımaktan , bu korkunç sefaletin dürtüsü ve kışkırtmasıyla hareket etmekten , asabiyeye mağlup olup türlü rezilliklere taraftarlık yapmaktan ,  şeytanın ve nefsimin iğvasına kapılıp kör hissiyatımla cahilce ve ahmakça fıtrat ve hakikate karşı muhalif hareket etmekten sana sığınıyorum..

 

Eğer bu azabı hak eden bir şey yapmış isem, bilerek veya bilmeyerek bu sevmediğin hallere girmiş ve çirkinliklere bulaşmış ve bu iltibastan kendi hakkımda bir cezaya istihkak kesbetmiş isem, takat getiremeyeceğim bu nar-ı cahimin  şerrinden senin rahmetine ,keremine ; Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr..  Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr ..  Allâhumme ecirnâ mine’n-nâr ,  Allâhumme ecirnâ min kulli nâr..  Allah'ım, beni/bizi  ateşten ..her türlü ateşten koru ! diyerek iltica ediyorum…

 

Allah’ım ahir zamanın fitne ateşi her yeri sarmış durumda.. Dalalet ve hiyanet gerek zehirli balları, gerek şatafatlı fanteziyeleri , gerek cerbeze ve hileleri ve menhus lezzet-i şeytaniyeleri ile insanlığa hususen de ehl-i islâma hücum etmiş bulunmakta….bu fitnenin alevleri beni ve alakadar olduğum dairede bulunanları kuşatmış ve kırılması zor bir çemberin içine almış durumda… Duygularım , fikrim ,hayallerim, dünya görüşüm ve hayat anlayışım ,inancım, üzerine titrediğim değerlerim bu semli havanın baskısı altında zarar gördü… Kalbim , ruhum ve latifelerimin üzerine kapkara dumanlar  çöktü… Bu menfi ilişki ve iktibaslardan dolayı varidat-ı maneviyem kâfi gelmemeye başladı..   Dünyevi ve uhrevi hayatım tehdit altında .. Nefes almam güçleşti…ayaklarım dinim üzere sabit durmakta zorlanıyor.. Varidat ve istidat olarak tükenmenin eşiğine geldiğimi, kuvvetimin bittiğini, yorgunluğumun adeta benim bir ölüm uykusuna sürüklediğini hissediyorum…Beni bu durumdan ancak sen çıkartabilir ve yaralarımı ancak sen sarabilirsin…Bana teveccüh etmen için merhamet kapında mutlak aczimle durup; Allâhumme ecirnâ mine’l-fitneti’d-dînîyyeti ve’d-dünyeviyyeh………Allah'ım, beni/bizi  dinî ve dünyevî fitnelerden koru ! Allâhumme ecirnâ min fitneti âhiri’z-zamân…..Allah'ım, beni/bizi ahir zaman fitnesinden koru……diyerek sana yalvarıyorum…

 

Allah’ ım yalancı mesihlerin , aldatıcı kurtarıcıların ,desiselerinden…………  "Hz. Âdem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur." Diye efendimizce A.S.M ciddiyeti ifade edilen ……… gerçeği gizleyen, yalan söyleyen ve hakkı batıla karıştıran, hile ile iş yapan , imanımızı ifsat eden, manevi yıkımlara neden olan , tüm etkileme unsurlarını ustaca kullanan , gerek korkutma, gerek imrendirme, gerek rüşvetler verme, arzu, his ,heva ve şehveti tahrik etme, hırs ,kibir ce zulm ateşlerini yakarak kendilerine taraftar bularak hakimiyeti ele geçirme ,tahrip etmenin kolaylığından ve inkar-ı uluhiyetten  elde ettikleri bir küstahlık gücüne sahip olan deccal ve sistemlerinin cazibedar fitnesinden , kurdukları oyun ve medeniyet fantezilerinden ,  türetilmiş gelenek ve  görenek öğretilerinin tahripkâr  fısıltılarından  , insi ve cinni şeytanların efkar-ı batılası olan moda rüzgarlarının  pislik işlerinden , ukbayı verip dünyayı aldıran iflas tuzaklarından , bin türlü alçaklık vesveseleri ile yapan bu müfsid komitecilerin  şerrinden senin hıfz ve emanına firar ediyor………. Allâhumme ecirnâ min fitneti’l-mesîhi’deccâli ve’s-sufyân……….. Allah'ım, beni/ bizi Mesih Deccal ve Süfyan fitnesinden koru….diyerek dergah-ı izzetine yüz sürüyorum…

 

Allah’ım "Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş. Hıyanet, hamiyet libasını giymiş. Cihada, bağy ismi takılmış. Esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler."..şeklinde ifade edilen …………. “Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler.”…….Buyurduğun … Bu asır, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâm'a da bilerek, severek tercih ettirdi….hakikatiyle gözümüzün önüne olan ve içinde olduğumuz , türlü bidatlar, dalaletlerin sinsi etkisinin çevrelediği yoğun bir taciz altındayım….hayat-ı ebediyeme zararı dokunacak bir çok belanın içine düştüm…bunlarla tek başına mücadele etmem ve karşı koymam imkânsız………. Bu nedenle ; Allâhumme ecirnâ mine’d-dalâlâti ve’l-bid’iyyâti ve’l-beliyyât……. Allah'ım, beni/bizi dalaletlerden, bid'atlardan ve belalardan koru….diyerek senin inayetinden medet ve necat istiyorum…….. İhtiyacım olan intibahı, tesanüdü ,ünsiyeti ,uhuvveti , birlikteliği ihsan etmen için muhtaciyetimi ilan ediyorum…kuvve-i maneviyemi ve  şevkimi kıran , birlikteliğimi bozan her türlü olumsuz cereyanın etki ve şerrinden içtinap edebilmek lütfuna beni erdirmeni niyaz ediyorum..

 

Allah’ım yüzü sana dönüp hakikatini bulup ulvi bir ruha erişemeyen , yüzünü dünyaya ve hevasına çevirip  adeta hayvaniyet sıfatlarıyla emareye dönen nefsim her kötülüğü ister…

Onun tezkiyesizliği, terbiyesizliği demek benim için büyük bir felaket anlamına gelir…

Lehinde olanı aleyhinde zanneden , ahmaklıkta kör bir noktaya evrilmiş, tüm olumsuz yönlerini çıkar algısıyla savunup nihayetsiz tedenniye musap olan bir kişiliğe sahip olmak ne kadar feci bir durum…Ne büyük bir kaybolmuşluktur…

Allah’ım göz açıp kapayıncaya kadar beni bu yönümle baş başa bırakmamanı yakarıyor……….. Allâhumme ecirnâ min şerri’n-nefsi’l emmârah………. Allah'ım, beni/bizi kötülüğü emreden nefsin şerrinden koru……….. Allâhumme ecirnâ min şurûri’n-nufûsi’l-emmârati’l-fir’avniyyeh………….. Allah'ım, ben/bizi firavunlaşmış, kötülüğü emreden nefislerin şerlerinden koru…diyerek hıfzına sığınıyorum….Ki senin ikramın,hıfz ve güvencenle yüzüm sen Hüda’ma dönsün…

 

Allah’ım dessas zalimlerin , aldatıcı komitelerin , propagandacı şer odaklarının en çok ifsat edip ileri derecede kullandıkları taife kadınlardır…onları çok çabuk fitne ateşine düşürüyorlar…ve muzır bir tahrip silahına döndürüyorlar…Kadınların fıtratında olan ulvi seciyeler olumlu alanlarda üretken bir berekete ve asalete sahip olduğu gibi, menfi anlamda istimal edildiğinde zıddıyla ciddi bir yıkıcılığa dönüşebiliyor…Hevayı tahrik etmek, sefahate heyecan uyandırmak, israfı teşvik etmek, haramı cazip hale getirmek  , harabiyete sürükleyecek duygu ve düşünce körlüğünü oluşturacak cazibe ve etkiyi canlandırmak gibi projelerden yer alıyorlar…onların bu temayülleri ve ifsatları ve fiilleri aile yapısını çökerten , bireylerini kimliksizleştiren , toplumu niteliksizliğe taşıyan bir çok menfi tesir meydana getirmektedir………Sen bu fesada sürüklenen ,ifsat edilen , fıtratları su-i istimal edilen, ulvi seciyeleri kırılan kadınları kapıldıkları bu selden çıkar..ve iki hayatlarınıda sevdikleriyle beraber kurtar……. Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki mübarek taife-i nisaiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi fisk u sefahatte dünya zevki için kabiliyetleri erkek derecesinde değildir. Demek kadınlar terbiye-i İslâmiye derecesi içinde mes’ud bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarek mahlûkları ifsad eden komiteler kahrolsunlar. Allah, bu muhterem hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden, muhafaza eylesin!............Âmin

 

Evet, Bununla birlikle bu fesat komiteleri ile birlikte iş yapan, öncelikli olarak, bir sermaye gördükleri kendi türlerini yoldan çıkarmaya çalışan.. hemcinsliklerini kullanarak kızları kadınları peşlerinden sürüklemek için türlü türlü araçlar ,uyarıcı söylemlerle arsız teşhir ve cesaretli ahlaksızlıklar sergileyen, yıkıcı duygularla masumiyet ve mahremiyeti yok eden , ruhunu şeytana satmış, deccalın emrine girmiş , mukaddesatı ayaklar altın almış, yılan gibi zehirlemekten zevk alır hale gelmiş ,nevine ve insanlığa ihanet etmeyi hayat amacı olarak benimsemiş bozguncu ve kötü  kadınlar taifesinin şerrinden ………… Hem de cehaletini yenememiş,  yakımızda içimizde olabilen, laf taşıyıcı, dedikoduya meyyal ,hasid, tahammülsüz, kindar , kıskanç , kompleksli, bozuk fikirli, zayıf iradeli ,elindeki ile yetinemeyen, görgüsüz ,kaba karakterli , büyüden faldan medet uman müfsid kişilikli  basit ama bir o kadar da tahripkâr olabilen bu kadınlarında şerlerinden…….ricalen ve nisaen tüm ümmet-i Muhammed A.S.M adına senin koruyuculuğa iltica ederek……….. Allâhumme ecirnâ min şerri’n-nisâ’………….  Allah'ım, beni/ bizi (bu müfsid ve kötü) kadınların şerrinden koru……..  Allâhumme ecirnâ min belâi’n-nisâ’……. Allah'ım, beni/bizi (bu kötü ve müfsid) kadınların belasından koru…………. Allâhumme ecirnâ min fitneti’n-nisâ’………… Allah'ım, beni/bizi (bu kötü ve müfsid)  kadınların fitnesinden koru…………diyerek bana ve sevdiklerime eman vermeni diliyorum….

Âmîn Âmin Âmin………..

 

MÜNACAT 5 :

Allah’ım kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olarak ebed aleminin ilk menzili olarak kaçınılmaz bir sonla bizi beklemektedir…

Ölüm hendeğini suhuletle  atlayıp o daracık yere imanla indirildiğimizde binlerce heyecan ve endişe ile inmiş  olacağız… orada bize yol gösterecek olan vazifeleriler amellerimize, ahiret azığımıza, bu geri dönülmez yolculuktaki yol hazırlığımıza göre bizi karşılayacaklar…

Kabul ettiğin; namaz niyaz vs sair  ibadetlerimiz, kur’anınla olan birlikteliğimiz , hele de her gece okuduğumuz mülk süremiz , habibine ve ehli beytine emrettiğin muhabbetimiz ve kalbimizin sırrında sana taşıdığımız sevgimiz varsa ..biz oranın nazlı konukları olarak hoşamedi edileceğiz…Meleklerin bize güzel ve güler yüzlerini gösterecekler…bizi dünya firakımızdan duyduğumuz kedere karşı teselli edecekler…adalet ve hikmet iktizasında sordukları soruların cevaplarını ünsiyet ile tahsil edecekler…Güzel işlerimiz bize refakat edecek..türlü türlü şefaatler baş ucumuzda bekleyecek…sonra yerimizi genişletecekler…cennete pencereler açılacak..oradam o mülkü bakiyi temaşa edeceğiz…eğer ruhumuz dünyada cesedimize galip gelmişse..bazılarımız ara ara ..bazılarımız daimi serbest dolaşım nimetlerine mazhar olacaklar…

Eğer gaflet eder, fani dünyayı baki zanneder, kendimizi layemut görme yanılgısına düşersek, bize verilen nimetlerden sorgulanacağımız gerçeğini unutursak, ebedi burada kalacak gibi hayatımızı har vurup harman savurur, heybemiz boş, kalbimiz boş, ruhumuz paramparça şiddetli ve korkunç bir ölümle toprağın altına avdet edersek bizi çok sıkıntılı haller beklemektedir.. Aman Allah’ım .. Âman Allahım, beni ve Ümmet-i Muhammedî bu feci duruma düşmekten koru…Kabrimizi bize zindan edecek günahlarımızı affet, kötü amellerimizi hayat defterimizden siliver…mağfiretinle yolcula, şefkatinle karşıla bizi..biz senin habibinin üzerine titrediği ümmetindeniz..bizi Muhammedine A.S.M bağışla…

Bizi salihler salihalar olarak huzuruna al..

Meleklerin bizden tiskinmesin..

Ruhumuz cennet çiçeklerinin kokuları ile bezensin…

Cennetin ipekleri ile cesed-i misaliyemiz süslensin..

Rücümüz hem bizim için hem de evvel gidenlerimiz için bir sevinç vesilesi olsun…

Allah’ım bizi kabir azabına uğratma.. bizi bu azaba sürükleyen tüm hatalarımızı hayatımızdan çıkar…

Yaratılış bilinci ve vazifesiyle yaşat …

Akıbetimizi kaybetmişlerin akıbetinden uzaklaştır… O herşeyin bitip işin sonunun nereye vardığına yakinen şahit olacağımız yerin korkutuculuğundan ,içinde sakladığı her türlü sıkıntıdan tüm aczimle ,zayıflığımla, yenilgilerim ve senden olan ümitlerimle ………. Allâhumme ecirnâ min azâbi’l-kabr… Allah'ım, beni/bizi kabir azabından muhafaza et diye sana yalvarıyorum…

Allah’ım mah-ı muharremdeyiz…bugün Aşure günü..senin ihsan günündür..

Sen bugün:

·         Hz. Âdem'in (as) tevbesini kabul edip büyük bir kederden kurtardın..

·         Hz. Nuh (as) gemisini Aşûre Günü emniyete erdirdin..

·         Halil’in olan Hz. İbrahim ateşten o gün ateşten halas ettin…

·         Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan Aşûre Günü çıkardın…

·         Biricik evladı olan Hz. Yusuf’un  özlemiyle ve hasret göz yaşlarıyla  gözleri kör olan Hz. Yakub'un (as), gözlerini o gün açtın..

·         Hz. Yunus (as) balığın karnından Aşûre Günü sahil-i selâmete çıkardın..

·         Sabır kahramanı Hz. Eyyûb’u (as) hastalığından bu gün şifaya kavuşturdun..

·         Hz. Musa'yı  (as) ve beraberindekileri  Aşûre Gününde denizi yardığın bir mucize ile Firavunun ordusunun zülmünden kurtarıp, düşmanlarına denizi büyük bir mezar yaptın…

·         Adem (as9-) gibi Hz. Davud'un (as) tevbesini de yine  o gün kabul ettin…

·         Hz. İsa’yı  (as) o gün dünyaya gönderdin ve o yine gün semâya yükselttin…

·         Ve bizim bitmeyen acımız , kanayan yaramız olan Kerbela faciasında Hazret-i Hüseyinʼin (r.a.) Ailesi ,sadık dostlarını bugün şahadete ulaştırdın…Ya Rabbi ! Bu zümre-i asaleti bugünkü dersimizden,bereketinden ,ihsan edeceğini umduğumuz sevabından külliyen hissedar eyle…

Hususen Hz.Hüseyin kardeşi Zeyneb’e R.anha… Ve ülkemizde    Sümbül efendi camii avlusunda ..sümbül efendinin muhabbet ve hürmet halkasında medfun bulunan Çifte Sultanlar (Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Sâkine) olarak anılan mübarek kızlarına selâmlarımızı ulaştır…onları ziyaret etme imkanını , feyizlerinden istifade edebilme ihsanını lütfet Allah’ım…

Allah’ım bugün bizi de necat ehli kıldıklarından eyle…her ne endişemiz, esaretimiz, mağlubiyet bağlarımız, düşkünlüklerimiz, dünya ve ukba hayatımızı tehdit eden inanç, zaaf, durum ve davranışlarımız varsa hepsinden kurtar..Azat et…Ne olur şefkatlı sahibimiz…biricik seyyidimiz…Eşssiz güzelliğimiz..cemil ve latif olan rabb-i rahimimiz….Âmin Âmin Âmin…

 

Allah’ım bizi kıyametin dehşetinden de koru..o ne dehşetli bir gündür…Efendimiz A.S.M kıyametin inkarcıların üzerine kopacağını, müminlerin o dehşeti görmeyeceğini müjde veriyor…Ya Rabbi bizi ,neslimizi, ümmet-i Muhammedi mümin kıl ve küfrün bu korkunç akıbetiyle yüzleştirme… Allah’ım..bu zorlu günün azabından ,cefasından ve onunla karşılaşmak tehlikesinden senin inayetine firar ediyor ve…. Allâhumme ecirnâ min azâbi yevmi'l-kıyâmeh……. Allah'ım, beni/bizi kıyamet günü azabından koru….diyorum…….

Allah’ım azgın, emirini dinleyemeyen, marziyatını dikkate almayan, gerçekleri örten , bozgunculuk, iki yüzlülük,sapkınlık yapan, iyiliğe engel olup inanan insanlara ,inançlarına savaş açıp, isyan ve kibirleri ile uluhiyet ve rububiyetine karşı meydan okuyan, mukaddesat tanımayan, zalim ve hain olan kafir, münafık ve fasıkların hak ettiklerine karşılık senin itap ve azap yeri olarak takdir ettiğin cehennem, çok korkunç bir yer olarak hem senin tarafından hem de ehli keşif ve efendimiz tarafından anlatılmaktadır.

Ve oraya sadece bu şerli zümre değil bir kısım sevabı az seyyiatı çok inanç sahibi günahkâr Müslümanlarında gireceği ifade edilmiştir.. Hayatlarını sui istimal eden, tövbesini geciktiren ,huzuruna çıkmayan, evamirine karşı tembellik yapan, nefsinin hilesine kapılıp şeytana kulak vererek sermayesini tüketmiş olan ibadın da hak ettiği azap ve itapla dereceli bir şekilde yüzleşecek olduğu beyan edilmiştir..

Buradan baktığımıda benim içinde büyük bir risk olduğunu düşünmekteyim…Çünkü amelim az..günahlarım çok…hem güvenebileceği hiçbir iyi işim olmadığı gibi,kendimi bu yönüyle güven içinde diye telakki etsem UCB çukuruna düştüm demektir…….Allah’ım senin beni affetme lütfundan başka umudum yok..tek umudum senin affediciliğine tümüyle muhtaç olan acz sahibi olmamdır…

Allah’ım ben çok zayıfım.. Ateşten, itaptan, azardan, öfkeden ,yüksek ses ve hitaplardan, sevilmemiş olmaktan, istenmemekten, sertçe karşılanmaktan , endişeye düşmekten , belirsizlikten çok korkarım… Allah’ım beni cehennem azabı ile korkutma….beni ,sevdiklerimi, ümmet-i Muhammedi kayır Allah’ım… Allah’ın celaldarene olan bu kahır merkezinin azap ve itabından tüm ruhumla,aklımla,kalbimle,nefsimle senin rahmet ve merhametine sığınıyor ve Allâhumme ecirnâ min azâbi cehennem…………Allah'ım, bizi cehennem azabından koru…diye yalvarıyorum…

Allah’ın senin kahrediciliğine asla karşılaşmak istemem….o sıfatının tecellisine hiç bir şey dayanamaz…hem böyle bir tecelliye muhatap olmak ayrıca çok başka bir felaket demektir…Sen güzelsin güzeli seversin…latifsin..cemilsin ..ihsan ve kerem sahibisin..hem sabur ve halimsin…hem rauf,rahman ve rahimsin…tüm bu bedi’ hüsnün tecellisinden uzaklaşıp Kahhar ismine muhatap olabilecek bir iş,düşünce,hareket,niyet üzerinde olmaktan büyük bir haşyetle sana sığınırım….Seni kızdırmak, hiddetine uğramak fecaatinden ben koru Allah’ım…Ne nefsimin ,ne şeytanın ne de insi ve cinni avanelerinin beni senin karşına asi ,serkeş bir kul olarak çıkarmalarına meydan verme… Allah’ım böyle bir akıbete musap olmaktan şiddetle çekiniyor ve……….. Allâhumme ecirnâ min azâbi kahrik Allah'ım, bizi Kahhar isminin tecellisi olan azabından koru….demekle birlikte ..ayrıca kahrının ebediyette tecellilerinden biri olan ateşle karşılaşmaktan içtinap ile ….Allâhumme ecirnâ min nâri kahrik…. Allah'ım, bizi Kahhar isminin tecellisi olan ateşinden koru….diyerek mağfiret ve rahmet tahassüngahına iltica ediyorum……….

 

Ki bu ateş beni ne kabirde , ne mizanda , ne sıratta ,nede ondan sonra asla takip etmesin…Benim zayıflığım, itiraflarım, tövbelerin, korkularım, saygım, sana ve efendimize olan fıtrat, hilkat ve mazhariyet lütfundan sevgim ile sana yöneldiğim dualarım var….Her kusurumu , düşkünlüklerimi, manevi hastalıklarımı itiraf ediyorum…nefsimin her türlü şerrinden istiaze etmekle birlikte enaniyetimi , gurulu, kibirli, riyalı, hasetli ,savunucu yanlarımı asla kabul etmiyorum…bunların üzerimde görünmesi benim ihtiyar ve irademle değildir… Ben tüm bu ademiyat gürühünü redediyorum… Çeşitli nedenlerle etkisi altında kaldığım , istikameti ve kalbi selimi yitirdiğim zamanlarda bulaştığım tüm pisliklerden beni meccanen kurtarmanı niyaz ediyorum…Aklım başıma geldiğinde tüm yakışıksız hallerimden tiskindiğimi, düşkünlüğümü affetmeni yalvarıyorum…Allah’ım benim senden başka gidecek hiçbir yerim yok….hem iyi yok….iyi ki gidilecek bir tek sen varsın…

Sen kusurları örten ,silen, izini bile bırakmayan gerçek bir dostsun…………

Sen pişmanlıklarımıza merhamet edensin..

Sen utandığımız günahlarımızı yüzümüze vurmayansın..Sen bizim biricik Allah’ımızsın…

 

Lütfen beni sana dönüş yolumun ve uğrayacağım menzillerimde her türlü ateş ve ateşlerin şerrinden koru…

Allâhumme ecirnâ min azâbi’l-kabri ve’n-nîrân………… Allah'ım, bizi kabir azabından ve ateşlerden koru.

Allah’ım kalbimi de kabrimi de nur eyle… Zayıf bedenimi ve ruhumu ateş azabı ile muhatap etme…sen beni bağışlar ve kulluğuna kabul edersen benim için her yer  gülistan olur…

Ne olur canımı yakma.. dayanılmaz azaplara karşı tutma…..Hz. Ali K.V ‘nin dediği gibi …her ne kadar günahlarda aşırı gitsekte, umudumuz yine sensin……..Alemlerin umudu sensin….Umudum sensin……..

Allah’ım bugünün hürmetine uhrevi ve dünyevi istikbalime mağfiret ve kabul müjdemi ver…ve bana bunu bana ihsas et ..ve beni keremine karşı vefalı, vakur, şükreden kıl……….Âmin Âmin Âmin

 

 MÜNACAT 6 :

Allah’ım! İnsanın mahvına  sebep olan , hakikatini bulması ve yaşamasına engel bazı kalbi hastalıkların olduğunu öğrendik.

 

Bu hastalıklar bizim iki dünyamızı da helâkete sürükleyen mahiyetiyle bu hastalıklar :

 

Herhangi bir şeyi isteme, arzu etme, aşırı şekilde bağımlı olma, şiddetli ve sonu gelmeyen istek, duygu ve talep taşkınlığı , aç gözlülük manası ile HIRS..

 

Başkasının sahip olduğu maddî veya mânevî imkânların kendisine intikal etmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ,niyet  ……. bir nîmeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık sebebiyle karşısındakinin sâhip olduğu nîmetten mahrum kalmasını isteme   manası ile HASET..

 

Kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması..kendini beğenme böbürlenme… İnsanları ve sair canlıları küçümseme, mevcudatı tahkir.. Sana ait Kibriya ve azamet sıfatlarını kendi üzerinde görme ve gösterme çabası manası ile azim bir zulm olan KİBİR..

 

Bir kimsenin hak etmediği bir meziyeti, mertebeyi kendisinde zannetmesi..buna inanarak kendini içten içe beğenmesi,diğer insanlardan üstün olduğunu düşünmesi  ..yaptığı iyiliklere karşılık beklemesi, amelini büyük görüp  güvenmesi, malıyla,soyu ile ,nesli ile övünmesi gibi manalarıyla UCB..

 

Saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyalık elde etmek amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak şekilde davranma.. Olduğundan başka türlü görünme, özü sözü bir olmama, iki yüzlülük.. Bir ibâdet veya iyiliğin senin  rızân için değil gösteriş yapma..kendi nefsinin tatmini gözetme..dikkkati ilgiyi üzerine  çekerek senin ihsanını keremini hidayet ediciliğini perdeleme gibi anlamlarıyla RİYA..

 

Başkalarının görmesi, işitmesi için yapılan iş, riyâ ile karışık davranış biçimi olmakla birlikte şöret olma, bilinmeyi isteme haliye SÜM‘A…

 

Övünme, iftihar, gururlanma isteğini dışarı vurma halka gösterme istek ve hareketi manası ile FAHR…

 

Ve  mal ve servet çoğaltmak, acelecilik, süslenmek ve bunu sevmek, meslek, mezhep ve meşrep  taassubu, tamah, cimrilik, yemeğe düşkünlük, kuvve-i şeheviye,akliye ve gadabiyede ifrat ve tefrit sahibi olmak  olmak ve sû-i zan etmek gibi insanın dem ve damarlarına sirayet eden sinsi hastalıklar nevinden imiş..

 

Ya Rabbi! Senin rızan dışında başkasının hoşnutluğunu kazanma duygu ve düşüncesine sahip olmaktan..

 

İbadet ve amellerimde dünyevi ve uhrevi çıkar peşinde bulunmaktan..

 

Görsünler, bilsinler, taktir edip övsünler, beni önemsesinler, kıymet versinler, saygı göstersinler , yaptığım iyilikleri aralarında konuşsunlar, beni gördüklerinde oturuşlarını düzeltsinler, girdiğim meclislerde ayağa kalkıp bana yer versinler, ben bilmesem de benim kemalatıma dair şeylerden söz etsinler, beni bilgili görgülü akıllı ve maharetli olarak bilsinler , kendimde meziyet gördüğüm şeylerin naşiri olup beni yüceltsinler gibi korkunç duygu ve düşünceleri taşımaktan ,üzerimde kokusunu bulundurmaktan , bir anlık bile olsa temas etmekten ............tüm aczim, fakrım ve sana karşı olan zilletimle izzetine sığınıyorum…Beni /bizi bu bedbinlik ve rezillik halinden ,cehenneminden, rezaletinden koru Allah’ım…

 

Allah’ım itidalden uzaklaşmaktan.. dünyanın mal ve zevklerine yatkınlık ,düşkünlük duygusu ve düşüncesi taşımaktan.. meşru isteklerimde aceleci olmaktan.. takva esaslarına gaflet edip zahirimle dikkat çekmekten ve bu yönüyle görünmeyi beğenilmeyi istemekten.. taassup sahibi olup, aklımda ,kalbimde fikrimde ; sair ehli sünnet dairesinde bulunan insanları küçümseyen, dışlayan tavır ve düşünceler barındırıp su-i zan sahibi olmak gibi pest ahlaklardan beni sakınmanı niyaz ediyorum..Beni bu sevimsiz ve denî şeylerin soysuzluk ve alçaklığından  beni/bizi  hıfz etmen için ……….. Allâhumme ecirnâ mine’r-riyâ’i ve’s-sum’ati ve’l-ucubi ve’l-fahr…………Allah'ım, riyadan, gösterişten, kendini beğenmekten ve övünmekten koru…diyerek kendimi/zi senin eman ve muhafaza ediciliğine emanet ediyorum…

 

Ya Rabbi! Bu ifsat edici hastalıkların manevi hayatımı tehdit etmesinin yanında psikolojime,ruh sağlığıma da çok ciddi etkileri olabileceği kat’i görünüyor…

 

Mesela kibir; haddi zatında çirkin bir vasıf olmakla birlikte ,zerre kadar miktarıyla cennete gitmeme ve rızanı tahsil etmeme asla imkan vermeyen bir maraz olmakla birlikte ; hoş olmayan  bir şekilde gururlanan ve diğer insanlardan daha önemliymiş ya da diğer insanlardan daha fazlasını biliyormuş gibi davranmama neden olması bağlamında tam bir karaktersizlik yükünü üzerime yükleyecek bir veballi külfettir.

 

Ayrıca gerçeği ve hakkı inkâr etmek, insanları küçük ve hor görmek gibi imana zıt bir muhalefet mizacını taşıttıracak melanete benziyor.

 

Kendini beğenme, koruma kabullendirme ,yetenek teşhiri, kabiliyet izharı gibi birçok kötü ahlak eseri vaziyeti yaşamak dehşetli bir hasret olsa gerek…

 

Bir insanın şahsi hayatı ,içtimai hayatı bu hastalıkların altında mahvolur.

 

Ve senin tarafından sevilmemek, hakikatçe istiskal görmek ,soğuk düşmek,maksudunun tersi ile mukabele görmek…kaderin bu durumlara taktir ettiği cezaların silesini yemek ..kefareti olmayacak cezalara musap olmak tam bir felakettir…

 

Allah’ım ! Böyle bir insan olmaktan kaçıyorum…Ben senin aciz ve fakir bir kulunum..Benim tek zenginliğim sana olan intisabım ve muhtaciyetimdir…

 

Benim üzerimde görünen nimetler senindir…Neyim varsa ve neyim olacaksa hepsi senin fazlındandır…

 

Benim vücut,icat noktasında hiçbir iddiam ve zimmetime aldığım zerre kadar bir şeye malikiyetim yoktur…

 

Senin bildirmenle bildim..öğretmenle öğrendim..dilemenle diledim…

 

Benden bana sadece kusurlarım, beceriksizliklerim, tağyir ettiğim güzellikler, hakkıyla takdir edemediğim iyiliklerin ezikliği ve mahcubiyeti vardır…

 

Nefsimin tüm varlık davalarını …Şeytanın aldatıcı desiselerini, dağıttığı yargıları ,tüm menhus önermelerini , menfi duygularını tesir altına almaya çalışan tanımlama ve yorumlarını , kendimi bana önemseten ,pohpohlayıp gururumu havalandıran , meziyetlerim  olarak burnumun ucana getirilen mugalata ve cerbeze telkinatını tümden red ediyorum…

 

Ve kalp hastalığına mağlup olup , bilerek bilmeyerek işlediğim tüm günahlardan, cürümlerden, beslediğim niyet düşüncelerin yara berelerinden ömrümün geçen dakikaları  adedince Estağfirullah el-Azîm …diyerek affımı talep ediyor beni bağışlamanı bu marazların kötü arkadaşlığından hiçbir iz kalmayacak şekilde kurtarmanı yalvarıyorum…

 

Ya Rabbi! Nasıl bu hastalıklardan beni koruman için yalvarıp sana sığınıyorsam.. Bu hastalıkları taşıyan münafıkların, fasıkların, zalimlerin ,hainlerin şerrinden de beni/bizi ve alakadrlık dairemde bulunan sevdiklerimi ..iman ve İslam hizmetinde ve dairesinde  bulunan mümin erkek ve kadınları, dünyanın her yerinde ve hayatın her alanında ve tüm ehl-i imanı koru  ey Rahimlerin en merhametlisi! Âmîn Âmin Âmin...

Ey Mevla’mız...

Bismillah


Halk edip tesirini yarattığın şekliyle salât selâm olsun kâinatın çekirdeği, keyfiyetin en elyak sahibine ve O’nun kıyılmazlarına, gönlüne girenlerine ve onu kalbinin sırrına basanlarına selâm olsun…

Yine senin bildiğin hakikati ile tüm elçilerine selâm olsun. Tabi olanlarına da…

Ve selâm olsun çok değerli  Cebrail’e.. Ve selâm olsun kıymetli Mikail’e ..İsrafil’e ..Azrail’e  de…

Savaşmış ve savaşan şerefli meleklerine de selâm olsun. Ve dahi diğerlerine…

Kıyamda, rükûda, secde de, devirde deveranda, arz ve semada, seyir ve seyranda, nezarette, tesbih ve tahmidde, sağımızda, solumuzda kalemde ve kelamda, önümüzde arkamızda olanlarına da selâm olsun… Adınla inip adınla çıkanlara ve Tayyib ruhlu diğerlerine de selâm olsun…

Ve selâm olsun erlerinden, kadın erkek bilinen ve bilinmeyenlerine, toprağın altında ve üstünde olanlarına, ten kınından çıkıp can kılıcı parıldayanlarına, rububiyetini müteessir etmeyip gelip geçenlerine, mevcut olanlarına, yalnız senin bildiklerine, bilinmesini isteyip de bildirdiklerine, nice isimlerle tesmiye edip adını göklerde koyduklarına selâm olsun…

Ey seven ve sevilen..beni sev ve kalbimin sana yöneliş yolunu aydınlat..mahbubiyetinin cazibesi ile beni muhabbetine bağla,muhubbiyet ve hıllete erdir. Ve beni sevdiklerimle beraber sevdiklerinin, seni sevenlerin arasına kat. Neslimin ve aslımın mana hamurunu bu kudsi teknede lütfunla, def-i ve ani bir şekilde kün emrinin kesin hükmüyle yoğur. Şu kısacık ömrümün ,sürat-i ruh vüsatinde olacak bu mecz-i visale şedit ihtiyacı var…

Yakin ve imanımı arttır.

Hakikatime genişlik ver.

Hakikatin derk ve kabulünde İdrakimi aç, iz’ân lütfet. Beni dinde anlayış, hikmetli davranış ve isminle hareket edebilme devletine erdir.

Aczime rızanla kuvvet, fakrıma senden başka hiç kimseye muhtaç olmayacağım maddi manevi zenginlik ver.

Bana öğret öğrenmem gerekenleri. İnsan olmamın önündeki engelleri kaldır.

Seninle olmanın sürür ve sevinç kemalini bana hediye et. Benden vaz geçme. Beni seni tanımak ve tanıtmak, sevmek ve sevdirmek işinin zarif hizmetinde tut.

Sen gani ve merhametli sultanımızsın;

San yönelip gelen bu gedayı eli boş göndermesin. Sen şanına layık cömertlikle ikram ve ihsanda bulunursun.

Biliyorsun ki dilediğim ve dilendiklerin senin fıtratımdan istediklerindir. Fakat bu haklı beklentiyi gerçekleştiremeyecek kadar zavallı ve güçsüzüm. Güçsüzlüğümle yapamadıklarımı niyet zarfına koyup, senden inayet istiyorum. Bu dönüş ve halimi itirafım senden özür dileyişimin kendisidir.

Emanete sahip çıkamamanın yüzüme vurduğu siyah boyayı senin engin rahmet denizlerinde yıkama talebimdir. Ki senin huzuruna bu perişanlıkla çıkmayayım.

Ne olur dil sürçmelerimi bağışla…

Derdini anlatmakta bile usul üslup bilmeyen bu kemter kulunu affet.

Sen bize sen olarak sonsuz şefkatinle muamele et.

Kabul edilmemiş dua gibi terk etme. Bizi asla böyle bir cehennemde bırakma. Sensizlik acısı hiçbir şeye benzemez..

Bu acıdan dolayı ebediyen kaybedilen, bir daha ulaşılamayan sensin. Ya İlâhi, sensizliğin, sensizlik gibi müthiş ve sonsuz bir elemi, kederi var. Belki nar-ı cehimden daha yakıcı olan şey senin yüzünü bizden çevirmen, kulum dememendir.

Ey gözümdeki yaş, genzimdeki sızı, ey nefesimi kesen mesafelerin sahibi bu gayya çukurunda boğulmama izin verme.

Sana doğru yetişmek için didinen adımlarıma merhamet et. Geç kalmış bir telaşın.. efendim, sultanım diye bağıra bağıra gelişine elini uzat…

Ey Mevla’mız, lütfen acı bize, biz *Rab olarak senden ,din olarak islâm’dan,Resul olarak efendimiz Muhammed’den A.S.M razı olduk*.Dünya ve ahirette muhtaç, aç biilaç istediğimiz hayırları ver bize..Şükür ve hamd’e muvaffak kıl. Bizden memnun ol.  Ve bizim için bize, inam ettiğin iyilik ve güzellik üzerine şahid ol ..Ey Mevlamız….

Âmîn.. Âmîn.. Âmîn

Eman...

Mini mini hayat teknem su alıyor sultanım. Senin denizlerindeyim.

Kimse tarafından işitilmez sesler, feryatlar sahibiyim.

İçime kurduğun saltanatın yerinde kavurucu çöl rüzgârları esti. Bağlarım harap oldu.

Bir *Kerbelâ Bülbülü*’nün terennümünden başka teselli kalmadı umudumun çınlayan  kulaklarında ..

Yalvarıyorum bırakma beni..karanlığımın tek aydınlığısın…

Bana benim  için yardım et..

Benim için koru beni…

Zayi olup gitmeme, uğursuz bir tutkunun dibinde tükenmeme izin verme…

Alil ve dermansız gayretimin, hastalıklı niyetimin, noksanca sıfatlara vatan olmuş muhayyilemin, parça parça olmuş dirayetimin, pejmürde gayemin üzerinde ruhumu kemirici, kalbinin hayat suyunu emici düşmanlarım var.

Aklım bu mütecaviz hücum altında biçaredir.

Tehditkâr fısıltılar damarlarımda dolaşıyor.

Etrafımda bir ateş çemberinin varlığından olsa gerek içime yakıcı kıvılcımlar düşüyor.

Bu hararetin ihrakından alakadar olduğum her şey hissedardır.

Benim kuvvetim ve kudretim yoktur. Senin öğrettiğin kelimeler ile sesleniyorum sana..Yalvarıyor yakarıyorum bu sığınma talebimi dile getirdiğim sözlerimi liyakatsizliği sebebi ile ağzıma tıkma. Sana ulaşmayan kurban kanları gibi yerde bırakma…eğer sen beni böyle bir başıma bırakırsan, buna en çok azgınlıkta ileri gitmiş  olan düşmanlarım sevinir.

Ben ise buna ve sonuçlarına dayanamam..senin beni terk ettiğin fikrine dayanamam. Bu düşkünlüğümün boynuna takılacak bir iple istenildiği yere çekilen bir divane olmak istemem.

Ne olur beni korkularımdan emin eyle..adına korktuklarımın korkularından da..

Emniyet mutluluğuna erdir.

Sen benim yokluğumla veya varlığımla bir şey kazanmaz ve kaybetmezsin..sende tecezzi,inkisam ve ihtiyaca dair hiçbir şey yoktur. Hiç arıza sana arız olamaz. Âmâ ben bir mahlûk olarak perişan olurum.

Önce senden olurum,

Sonra o kırmızı gülden, gülcüklerden  olurum.. çok yazık yazık olur bana efendim…

Ey en sevilen, Ey Mukaddir;

Âtan ile sav dursun şu infazı kaza…

Yaratılışıma tevdi ettiklerini acıma ve şefkat hüllene sar..

Ey Kenz-i Mahfi; sakın beni, etten kemikten, sözden ve gözden, har’dan nar’dan,her türlü dalalet ve düşmanlığın  yürek dağlayıcı harap edici kahpe oklarından sakın…

Sen sakındığında yıldızlar düşmez,

Seyyareler bir birine çarpmaz,

Hiçbir şey hududundan aşmaz,

Tatlı su, tuzlu suya karışmaz…

Sen uyumaz ve uyku tutmaz lığınla gözettiğinde her şey ahenk ve eman içindedir.

Sen kulum dediğinde, bunu ulvi ve süfli her şey duyar.

Ve her şey mutlak itaatle iradenin önünde eğilir.

Hiçbir şey hiçbir şeye sen istemedikçe ne fayda, ne zarar veremez.

Benim için hayırlar, güzellikler dilemeni istiyorum..hakkımda lütuf ve ihsan dolu himayeni istiyorum.

Çünkü senin himayende olanlar asla zarara uğratılmaz ve hiçbir şeyin mahrumiyetini çekmezler…

Ey biricik Rabbim, sevdiklerinin canı hürmetine canımı, canlarımı sevgine, en sevdiğine bağışla. Selam ve selametine erdir lütfen…


Âmîn

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..

 Ey çok acıyanım, merhamet edenim..

Kısa ömrümün çekirdeğini sümbüllendir..hakikatimi sonsuza meyve verdir…

Zatına hizmet edebilmek haysiyeti ile güzel işlere yarayışlı kıl beni.

Sevmediğin şeylerden uzak, sevdiğin şeylere yakın et.

Senin inayetin olmadan ben hiçbir güvence altında olamam.

Sen şefkat nurunu serpmezsen üzerime, çürür ve kokuşurum…

İki yüzlülükten, başkalarına iyi görünme yükünden, kendime lüzumsuz vazife çıkarmaktan, tekellüf ve tahakküm ve dahi takaddümden kendimi koruyamam..

Hillet tahtından düşer, uhuvvet kürsüsünden iner, dostluk kapısından mahrum çıkar giderim.

Eğer tutmazsa emanın elimden nereden geldiğimi unutur, yetimliğimi nisyan butlanına sarar,inam’ına ama olur, buruşturuveririm yüzümü..

Sözlerim gönüllere bar olur..kalplere diken gibi batar kelimelerim.

Feraset gabavetle, istihraç istidraçla yer değişir. Aleyhimde olan şeyleri lehimde zannederek çekerim ipimi…

Eğer sen intibahtan misbahımı yakmaz, istidat kandilimi tutuşturmazsan göremem düştüğüm yerimi…

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..

Hakikati ay gibi güneş gibi görme nimetinle bana ikramda bulun..

Hakikatin hak vasfı ile vasıflandır muti niyetimi,yoluna boyun eğmiş başımı mahviyet ile taçlandır.

Gayeme giden yolumu aydınlat,fikrimi paslardan,telebbüs etmiş kirlerden arındır…

Yoluna revan serdiğim yokluğumu, varınla onurlandır.

Aynamı pak eyle..

Boynumdaki miftahı parlat..

Hilkat  toprağının, batıni veçhindeki mahiyetinden bana bir feda bir fena ver..

Rububiyet hamurunun mutlak hayır ve lütuf olan mayasıyla mayala beni..

Ey fatırım ,fıtratımdan intizarına mahiyetimden maksadına  arz etmeye kendimi muvaffak ve mukabil tut beni..

Neredeyse hoşnutluğun,oraya erdir..

Nasıl seversen sevdiklerini öyle sevdir..

Dostlarının yanında dostluğunla izzetlendir…

Ey çok acıyanım, merhamet edenim…

Saymakla bitmez nimetler verdin sen bana..

Hangi balığın karnından çıkardığını,

Hangi yaramdaki kurttan kurtardığını,

Nasıl senden kaçar gibi yuvarlandığım yerden beni kaldırdığını sen biliyorsun..

Hiç hak etmediğim ve tümüyle ihsanın eseri olan bir kimlikle adımı koydun..

Bana ne güzel peygamber S.A.V..ne güzel bir din ne ahsen bir kitap..ne doğru bir üstad..ne hoş kardeşler verdin..

Hayat ve içindekilerle ve de beraber olduğumuz ders arkadaşlarımızla mabeynimizde ne güzel ünsiyet kurdun..

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..tüm sahip olduğum maddi ve manevi nimetler muhtaç oluşumla senin keremin arasındaki bir münasebettir.

Acz ve Fakrıma yarenliğindir..

Ben ne özellik sahibi ne de bilen biriyim..tekebbür belasının tüm hannas sızmalarından senin hıfzına sığınırım.

Ey efendilerin efendisi, Ey dualara cevap veren, Ey iyiliklerin sahibi, Ey dereceleri yükselten, Ey bereketleri büyük olan, Ey hataları bağışlayan, Ey belaları def eden, Ey sesleri işiten, Ey dilekleri veren, Ey sır ve gizlilikleri bilen,

Razı olduğun bir  tevazu ve ihlas deminde ,havlinin refakat ve tesiriyle  hizmetinde istihdam et beni.

Hilm ile hamil eyle, katılıktan ve kabalıktan ,minnet etmekten, minnet edilmekten..sevimsizlikten, soğuk düşmekten..amellerimde hatırını gözetememekten, sana güvenmeyi, medet istemeyi unutmaktan kavi,metin ve mükrim olan siyanetine iltica ediyorum.

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..

Beni benliğimin bataklığında bırakma..

Maksudunu matlubum kıl..

Seninle şeref buldum, kaybetmeme izin verme..

Beni o uzun sürgün günlerime tekrar döndürecek hatalarımdan beri kıl..

Benim için hayır dile..sen hayır dilediğine hikmet verirsin..hikmet ise hidayetin şuasıdır.

Beni şahsi ölçme biçme zavallığından, nurunla bakamayacak gözlerden ve anlayış kıtlığından kurtar.

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..senin kelimelerinle senden diliyorum..

…Ey Rabbimiz, bizleri doğru yoluna erdirdikten sonra kalplerimizi yamultma ve bize katından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz, çok bağış yapan yalnız sensin…

Efendimin sözleri ile rahmetine elimi uzatıyorum;

…Ey kalpleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl..

…Ya Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle ………………benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır…

Ey çok acıyanım, merhamet edenim..

Hissemi ziyade eyle..

Zenginlik ve sahavetinden müstefid kıl..

Uzattığım ellerimi boş çevirme..

Beni ve en geniş dairesi ile bizi bağışla….

Ey çok acıyanım, merhamet edenim .. Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize merhamet et ki, bize sirayet etsin………….ve ona al ve ashabına ümmetinin teheccüdde aldığı nefesler adedince salat ve selam eyle…

Artık Gel...

 Sert rüzgarları göğsünde dindirdiğin en sevdiğin dağların tepesinden aşırıp,

En sevdiğin vadiye indirdiğin sekinle kalbimin telaşını teskin et…

Kerem ve cömertliğinin etrafında topladığın kudislerin dizleri dibine beni de oturt.

Kendisine verilen emaneti zayi etmiş, izzet elbisesi yırtılmış, azimet çarığı delinmiş bu miskini azizlerini nimetlendirdiğin sofraya oturt, yedir, içir ve şükrünün kilidini aç..

Asrın ve öz varlık kasrının duvarları arasında sıkışmış,

İmdatlarının sesi kısılmış,

Hacetlerinin dili sürçmüş,

Elleri ardından bağlanmış şu zavallı esire elini uzat, tut ve onu hazır ve müstakbelin karanlıklardan çıkar…

Kabalaşmış , letafetini yitirmiş , hırçınlaşıp çirkinleşmiş duygularıma merhamet bulutlarını indirip hislerimi yatıştır…

Sen kendisinden hiçbir şeyi hak ederek isteyemediğimsin.

Çünkü sen vücuda dair hiçbir şeyin hak edilemeyeceği kadar malik, sübhan ve celalsin…

Sen benim kendisine ancak mağlubiyet, hacet ,adem, hata ve günahlarım ile açık bıraktığın mağfiret kapısından yönelebildiğimsin.

Muhtacım, muhtacınım..

Beceriksizliğimi ,kifayetsizliğimi ,şaşkın ve sapkınlığını görüyor biliyorsun..

Tutukluğum , tutukluluğum, nasıl kamçılandığım ,nasıl ve kim/ler tarafından yağmalandığım sana ayan..

Tedirginliklerim, aymazlıklarım, irade ve ihtiyarıma ait kırıklıklarım boynumda asılı..

Bizarım … kaybetmekten yılgınım , Ben’den bıkkın…

Keşke neşe dolu bahçelerin neşvesindeki munis cezb ve cezbe ile anabilseydin seni..

Muhabbetin bal peteklerinden süzülen kelimeler ile cümleler kurup;  kasideler, beyitler ile geçip gelinesi şeylerden gönlümün eteklerinde olanları önüne dökebilseydim..

Keşke def’lere yüklenen demlerin ruhundan yükselen HU’lar ile perverde aşki savtları kanatlandırıp vedut burçlarına yükseltebilseydim..

Keşke sadrımın çoraklığında pınarlar doğsa idi de onların çeşm-i dilinden tebellür eden şen şakrak şakırtıların sedası ile sana tahiyyeler verebilseydim..

Olmadı…

Sen olmazları olduran..

Yaraları saran ,

Viraneleri onaran,

Divaneleri akil kılan,

Sükünet verip sekinet indirensin..

Muztarım,

Dûçarım,

Muhtacım, muhtacınım..

Yorgunum ayrılıktan,

Argınım gayrılıktan…

Artık gel…