Ey Mevla’mız...
Eman...
Mini mini hayat teknem su alıyor sultanım. Senin denizlerindeyim.
Kimse tarafından işitilmez sesler, feryatlar sahibiyim.
İçime kurduğun saltanatın yerinde kavurucu çöl rüzgârları esti. Bağlarım harap oldu.
Bir *Kerbelâ Bülbülü*’nün terennümünden başka teselli kalmadı umudumun çınlayan kulaklarında ..
Yalvarıyorum bırakma beni..karanlığımın tek aydınlığısın…
Bana benim için yardım et..
Benim için koru beni…
Zayi olup gitmeme, uğursuz bir tutkunun dibinde tükenmeme izin verme…
Alil ve dermansız gayretimin, hastalıklı niyetimin, noksanca sıfatlara vatan olmuş muhayyilemin, parça parça olmuş dirayetimin, pejmürde gayemin üzerinde ruhumu kemirici, kalbinin hayat suyunu emici düşmanlarım var.
Aklım bu mütecaviz hücum altında biçaredir.
Tehditkâr fısıltılar damarlarımda dolaşıyor.
Etrafımda bir ateş çemberinin varlığından olsa gerek içime yakıcı kıvılcımlar düşüyor.
Bu hararetin ihrakından alakadar olduğum her şey hissedardır.
Benim kuvvetim ve kudretim yoktur. Senin öğrettiğin kelimeler ile sesleniyorum sana..Yalvarıyor yakarıyorum bu sığınma talebimi dile getirdiğim sözlerimi liyakatsizliği sebebi ile ağzıma tıkma. Sana ulaşmayan kurban kanları gibi yerde bırakma…eğer sen beni böyle bir başıma bırakırsan, buna en çok azgınlıkta ileri gitmiş olan düşmanlarım sevinir.
Ben ise buna ve sonuçlarına dayanamam..senin beni terk ettiğin fikrine dayanamam. Bu düşkünlüğümün boynuna takılacak bir iple istenildiği yere çekilen bir divane olmak istemem.
Ne olur beni korkularımdan emin eyle..adına korktuklarımın korkularından da..
Emniyet mutluluğuna erdir.
Sen benim yokluğumla veya varlığımla bir şey kazanmaz ve kaybetmezsin..sende tecezzi,inkisam ve ihtiyaca dair hiçbir şey yoktur. Hiç arıza sana arız olamaz. Âmâ ben bir mahlûk olarak perişan olurum.
Önce senden olurum,
Sonra o kırmızı gülden, gülcüklerden olurum.. çok yazık yazık olur bana efendim…
Ey en sevilen, Ey Mukaddir;
Âtan ile sav dursun şu infazı kaza…
Yaratılışıma tevdi ettiklerini acıma ve şefkat hüllene sar..
Ey Kenz-i Mahfi; sakın beni, etten kemikten, sözden ve gözden, har’dan nar’dan,her türlü dalalet ve düşmanlığın yürek dağlayıcı harap edici kahpe oklarından sakın…
Sen sakındığında yıldızlar düşmez,
Seyyareler bir birine çarpmaz,
Hiçbir şey hududundan aşmaz,
Tatlı su, tuzlu suya karışmaz…
Sen uyumaz ve uyku tutmaz lığınla gözettiğinde her şey ahenk ve eman içindedir.
Sen kulum dediğinde, bunu ulvi ve süfli her şey duyar.
Ve her şey mutlak itaatle iradenin önünde eğilir.
Hiçbir şey hiçbir şeye sen istemedikçe ne fayda, ne zarar veremez.
Benim için hayırlar, güzellikler dilemeni istiyorum..hakkımda lütuf ve ihsan dolu himayeni istiyorum.
Çünkü senin himayende olanlar asla zarara uğratılmaz ve hiçbir şeyin mahrumiyetini çekmezler…
Ey biricik Rabbim, sevdiklerinin canı hürmetine canımı, canlarımı sevgine, en sevdiğine bağışla. Selam ve selametine erdir lütfen…
Âmîn
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..
Kısa ömrümün çekirdeğini sümbüllendir..hakikatimi sonsuza meyve verdir…
Zatına hizmet edebilmek haysiyeti ile güzel işlere yarayışlı kıl beni.
Sevmediğin şeylerden uzak, sevdiğin şeylere yakın et.
Senin inayetin olmadan ben hiçbir güvence altında olamam.
Sen şefkat nurunu serpmezsen üzerime, çürür ve kokuşurum…
İki yüzlülükten, başkalarına iyi görünme yükünden, kendime lüzumsuz vazife çıkarmaktan, tekellüf ve tahakküm ve dahi takaddümden kendimi koruyamam..
Hillet tahtından düşer, uhuvvet kürsüsünden iner, dostluk kapısından mahrum çıkar giderim.
Eğer tutmazsa emanın elimden nereden geldiğimi unutur, yetimliğimi nisyan butlanına sarar,inam’ına ama olur, buruşturuveririm yüzümü..
Sözlerim gönüllere bar olur..kalplere diken gibi batar kelimelerim.
Feraset gabavetle, istihraç istidraçla yer değişir. Aleyhimde olan şeyleri lehimde zannederek çekerim ipimi…
Eğer sen intibahtan misbahımı yakmaz, istidat kandilimi tutuşturmazsan göremem düştüğüm yerimi…
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..
Hakikati ay gibi güneş gibi görme nimetinle bana ikramda bulun..
Hakikatin hak vasfı ile vasıflandır muti niyetimi,yoluna boyun eğmiş başımı mahviyet ile taçlandır.
Gayeme giden yolumu aydınlat,fikrimi paslardan,telebbüs etmiş kirlerden arındır…
Yoluna revan serdiğim yokluğumu, varınla onurlandır.
Aynamı pak eyle..
Boynumdaki miftahı parlat..
Hilkat toprağının, batıni veçhindeki mahiyetinden bana bir feda bir fena ver..
Rububiyet hamurunun mutlak hayır ve lütuf olan mayasıyla mayala beni..
Ey fatırım ,fıtratımdan intizarına mahiyetimden maksadına arz etmeye kendimi muvaffak ve mukabil tut beni..
Neredeyse hoşnutluğun,oraya erdir..
Nasıl seversen sevdiklerini öyle sevdir..
Dostlarının yanında dostluğunla izzetlendir…
Ey çok acıyanım, merhamet edenim…
Saymakla bitmez nimetler verdin sen bana..
Hangi balığın karnından çıkardığını,
Hangi yaramdaki kurttan kurtardığını,
Nasıl senden kaçar gibi yuvarlandığım yerden beni kaldırdığını sen biliyorsun..
Hiç hak etmediğim ve tümüyle ihsanın eseri olan bir kimlikle adımı koydun..
Bana ne güzel peygamber S.A.V..ne güzel bir din ne ahsen bir kitap..ne doğru bir üstad..ne hoş kardeşler verdin..
Hayat ve içindekilerle ve de beraber olduğumuz ders arkadaşlarımızla mabeynimizde ne güzel ünsiyet kurdun..
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..tüm sahip olduğum maddi ve manevi nimetler muhtaç oluşumla senin keremin arasındaki bir münasebettir.
Acz ve Fakrıma yarenliğindir..
Ben ne özellik sahibi ne de bilen biriyim..tekebbür belasının tüm hannas sızmalarından senin hıfzına sığınırım.
Ey efendilerin efendisi, Ey dualara cevap veren, Ey iyiliklerin sahibi, Ey dereceleri yükselten, Ey bereketleri büyük olan, Ey hataları bağışlayan, Ey belaları def eden, Ey sesleri işiten, Ey dilekleri veren, Ey sır ve gizlilikleri bilen,
Razı olduğun bir tevazu ve ihlas deminde ,havlinin refakat ve tesiriyle hizmetinde istihdam et beni.
Hilm ile hamil eyle, katılıktan ve kabalıktan ,minnet etmekten, minnet edilmekten..sevimsizlikten, soğuk düşmekten..amellerimde hatırını gözetememekten, sana güvenmeyi, medet istemeyi unutmaktan kavi,metin ve mükrim olan siyanetine iltica ediyorum.
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..
Beni benliğimin bataklığında bırakma..
Maksudunu matlubum kıl..
Seninle şeref buldum, kaybetmeme izin verme..
Beni o uzun sürgün günlerime tekrar döndürecek hatalarımdan beri kıl..
Benim için hayır dile..sen hayır dilediğine hikmet verirsin..hikmet ise hidayetin şuasıdır.
Beni şahsi ölçme biçme zavallığından, nurunla bakamayacak gözlerden ve anlayış kıtlığından kurtar.
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..senin kelimelerinle senden diliyorum..
…Ey Rabbimiz, bizleri doğru yoluna erdirdikten sonra kalplerimizi yamultma ve bize katından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz, çok bağış yapan yalnız sensin…
Efendimin sözleri ile rahmetine elimi uzatıyorum;
…Ey kalpleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl..
…Ya Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle ………………benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır…
Ey çok acıyanım, merhamet edenim..
Hissemi ziyade eyle..
Zenginlik ve sahavetinden müstefid kıl..
Uzattığım ellerimi boş çevirme..
Beni ve en geniş dairesi ile bizi bağışla….
Ey çok acıyanım, merhamet edenim .. Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize merhamet et ki, bize sirayet etsin………….ve ona al ve ashabına ümmetinin teheccüdde aldığı nefesler adedince salat ve selam eyle…
Artık Gel...
Sert rüzgarları göğsünde dindirdiğin en sevdiğin dağların tepesinden aşırıp,
En sevdiğin vadiye indirdiğin sekinle kalbimin telaşını teskin et…
Kerem ve cömertliğinin etrafında topladığın kudislerin dizleri dibine beni de oturt.
Kendisine verilen emaneti zayi etmiş, izzet elbisesi yırtılmış, azimet çarığı delinmiş bu miskini azizlerini nimetlendirdiğin sofraya oturt, yedir, içir ve şükrünün kilidini aç..
Asrın ve öz varlık kasrının duvarları arasında sıkışmış,
İmdatlarının sesi kısılmış,
Hacetlerinin dili sürçmüş,
Elleri ardından bağlanmış şu zavallı esire elini uzat, tut ve onu hazır ve müstakbelin karanlıklardan çıkar…
Kabalaşmış , letafetini yitirmiş , hırçınlaşıp çirkinleşmiş duygularıma merhamet bulutlarını indirip hislerimi yatıştır…
Sen kendisinden hiçbir şeyi hak ederek isteyemediğimsin.
Çünkü sen vücuda dair hiçbir şeyin hak edilemeyeceği kadar malik, sübhan ve celalsin…
Sen benim kendisine ancak mağlubiyet, hacet ,adem, hata ve günahlarım ile açık bıraktığın mağfiret kapısından yönelebildiğimsin.
Muhtacım, muhtacınım..
Beceriksizliğimi ,kifayetsizliğimi ,şaşkın ve sapkınlığını görüyor biliyorsun..
Tutukluğum , tutukluluğum, nasıl kamçılandığım ,nasıl ve kim/ler tarafından yağmalandığım sana ayan..
Tedirginliklerim, aymazlıklarım, irade ve ihtiyarıma ait kırıklıklarım boynumda asılı..
Bizarım … kaybetmekten yılgınım , Ben’den bıkkın…
Keşke neşe dolu bahçelerin neşvesindeki munis cezb ve cezbe ile anabilseydin seni..
Muhabbetin bal peteklerinden süzülen kelimeler ile cümleler kurup; kasideler, beyitler ile geçip gelinesi şeylerden gönlümün eteklerinde olanları önüne dökebilseydim..
Keşke def’lere yüklenen demlerin ruhundan yükselen HU’lar ile perverde aşki savtları kanatlandırıp vedut burçlarına yükseltebilseydim..
Keşke sadrımın çoraklığında pınarlar doğsa idi de onların çeşm-i dilinden tebellür eden şen şakrak şakırtıların sedası ile sana tahiyyeler verebilseydim..
Olmadı…
Sen olmazları olduran..
Yaraları saran ,
Viraneleri onaran,
Divaneleri akil kılan,
Sükünet verip sekinet indirensin..
Muztarım,
Dûçarım,
Muhtacım, muhtacınım..
Yorgunum ayrılıktan,
Argınım gayrılıktan…
Artık gel…